Yükleniyor
Whatsapp Hattımız
NurHasta Danışmanı
Whatsapp Hattımız

BEL AĞRILARI

BEL AĞRILARI
Giriş
 
Bel ağrısı dünyada insanların en sık hekime başvurmasına neden olan yakınmalar arasındadır. Kırk yaşın üstündeki erişkinlerde kalp hastalıkları ve artrit sonrasında  hekime başvuru sıralamasında 3. konumdadır. Tüm insanların %80’i yaşamlarının bir döneminde mutlaka bel ağrısı çekmekte ve bel ağrıları tekrar etmektedir. 
Bel ağrısı gelişen insanların küçük bir bölümünde bu durum ciddi bir soruna dönüşür ve %90’ında ağrılar 2-6 hafta arasında bir sürede iyileşir. Ağrıların kronik bel sorunu haline gelmesi düşük orandadır. 
Yukarıda anlatılanları gözönüne alırsak; bel ağrısının çok yaygın bir durum olduğunu, ağrılı hastaların büyük bir bölümünde bu durumun kısa süreli olacağını ve basit önlemlerle gelecekte ortaya çıkabilecek daha ciddi gelişmelerin önlenebileceğini söyleyebiliriz. 
Bel ağrıları konusunda okuduğunuz bu makale şu konuları anlamanıza yardımcı olacaktır:
• Omurgamız ve bel bölgemizin yapısı 
• Bel ağrısının nedenleri ve sık görülen belirtiler
• Hekiminizin yapacağı incelemeler
• Ağrınızı iyileştirme ve gelecekteki sorunları önleme yolları
 Anatomi
Omurgamızın bel bölgesinin ana yapılarını ve bu yapıların nasıl çalıştığını öğrenmek bel omurlarıyla ilişkili hastalıkların anlaşılmasını kolaylaştıracaktır. 
Omurgamızın bel bölgesine tıp dilinde “lumbar” bölge adı verilir. Belimizin ön kısmı tıp dilinde “anterior” lumbar bölge, arka kısmı “posterior” lumbar bölge olarak adlandırılır. 
Lumbar bölge anatomisini anlatan bu bölümde:
• Omurgamızın lumbar bölümünü oluşturan yapılar
• Bu yapıların nasıl çalıştığı 
ele alınacaktır. 

Önemli Yapılar:
Başlıca önemli yapılar şunlardır:
• Kemikler ve eklemler
• Sinirler
• Bağ ve destek dokuları
• Kaslar
• Omurga segmentleri

Bu bölümde önemli yapıların ana hatları anlatılacaktır
• Kemikler ve Eklemler
Omurgamız “vertebra” adı verilen toplam 24 omurun üstüste dizilmesinden oluşur. Omurgamız ayakta durmamızı sağlayan en önemli vücut parçasıdır.  Önden ya da arkadan bakıldığında düz görünen omurgamıza yandan baktığımızda üç tane doğal yaylanma görülür. Boyun ve bel bölgelerinde içe doğru olan bu yaylanmalara “lordoz”, göğüs bölgesinde dışa olan yaylanmaya ise “kifoz” adı verilir.  
  
                            
Omurgamızın lumbar bölümünde 5 tane omur vardır. Hekimler bu omurları L1, L2, L3, L4 veL5 olarak adlandırırlar. En alt omur olan L5 omuru “sakrum” adı verilen kuyruk sokumu kemiğiyle eklem yapar. Sakrum üçgen biçimindedir ve 5 kemiğin birleşmesinden oluşur. Hekimler sakrumun L5 omuruyla eklem yapan üst bölümünü S1 olarak adlandırır ve numaralandırırlar. Bazı insanlarda bel bölgesinde ilave bir altıncı omur varolabilir. Sakrumun üst bölümünün lumbar omurlara dönüşmesiyle ortaya çıkan bu durum önemli bir sorun oluşturmaz.

 
Her omurun değişik kemik bölümleri vardır. Omurun silindir biçimindeki ana bölümü omurun gövdesidir. Lumbar bölgedeki omurlar omurganın diğer bölümlerindekilere göre daha kalın ve uzundur. Bunun ana nedeni bel bölgemizin omurganın diğer bölgelerine oranla çok daha fazla yük taşıması ve itme, çekme, eğilme gibi hareketlere daha sık maruz kalmasıdır. Bel omurlarının bu sağlam yapısına ilave olarak bel omurlarına yapışan büyük ve güçlü kaslar da omurların yük taşımasını artırıcı, güçlendirici etki yaparlar.  
Her omur gövdesinde etrafını saran bir kemik halka vardır. Bu kemik halka iki kalın kemik sapla omur gövdesine bağlıdır. Bu saplara “pedikül” adı verilir. Her iki pedikül geriye doğru bir kemik halka oluşturacak iki bölümle devam ederek ortada birleşirler. Kemik halkalara “lamina” adı verilir. Laminalar omurun arkasında ortada birleşerek geriye doğru bir çıkıntı yaparlar. Elimizi belimize götürdüğümüzde hissettiğimiz bu kemik çıkıntıya “spinoz proses” adı verilir.  
 


Böylece önde omur gövdesi, gövdenin arkasında pediküllerle gövdeye bağlanan laminalar ve spinoz proses halka biçiminde bir boşluk oluşturur. Omurlar üstüste dizildiğinde de omurganın arka bölümünde bir oluk gibi bir kanal oluşmuş olur. İçinden omurilik  geçen bu kanal “spinal kanal” olarak adlandırılır. Lamina ve omur gövdesi aynı zamanda omurilik ve sinirleri koruyucu rol oynarlar. 
 
Omurların iki tarafındaki pedikül adı verilen kemik saplardan aynı zamanda yanlara doğru giden sağlı sollu kemik çıkıntılar vardır. Bu çıkıntılara “transvers proses” adı verilir. Omurgayı destekleyen ve bel bölgesinde özellikle kalın ve güçlü olan kasların yapışma ve tutunmasına yarar.
Omurun yanlarındaki pediküllerin herbirinde birisi yukarı giden, diğeri aşağı inen iki kemik çıkıntı vardır. Yukarıya uzanan çıkıntı bir üstteki omurun aşağı inen çıkıntısıyla birleşerek omurganın her iki yanında uzanan eklemleri yapar. Bu eklemlere “faset eklem”adı verilir. 

 
Herbir omurun sağlı sollu iki adet faset eklemi vardır. Faset eklemler omurganın iki yanında küçük yumrular halinde uzanır. İki omurun birleşmesine ve omurun dik durup eğilme hareketlerini yapmasına yardımcı olan bu eklemleri oluşturan çıkıntıların birbirine bakan yüzleri tıpkı vücudumuzun diğer eklemleri gibi kıkırdakla kaplıdır. Eklem kıkırdakları aynı zamanda kaygan dokular oldukları için kemiklerin birbirine dokunmadan omurganın eğilme hareketlerini yapmasını sağlarlar. 

 

Yukarıda anlatılan kemik dokuların biraraya gelmesiyle her omurun yan tarafında, omurun arka yüzü ve faset eklemleri oluşturan kemik çıkıntıların yarım ay biçiminde sınırladığı birer küçük tünel oluşur. “Nöral foramen” adı verilen bu tünelden her omur seviyesinde sağlı sollu bir çift sinir çıkar. Daha sonra anlatacağımız omurlar arasında bulunan diskler yanlara doğru fıtıklaşırsa bu tünelde sinire baskı yaparak değişik bulgulara neden olurlar. Aynı biçimde omur arka yüzünde ve faset eklemlerde oluşan kireçlenmeler de nöral forameni daraltarak buradan geçen siniri etkileyip ağrı ve değişik bulguların ortaya çıkmasına neden olurlar. 
  

• Sinirler
• 

 
Omurganın arkasında yer alan ve daha önce anlatılan kemik halkanın oluşturduğu spinal kanal, omuriliği çepeçevre sarar. Omurilik milyonlarca ince telin biraraya gelerek oluşturduğu bir kabloya benzetilebilir. Kafatasımız diğer görevlerinin yanısıra nasıl beynimizi koruma görevini de yapıyorsa omurlarımız ve omurgayı oluşturan diğer kemikler de omuriliği koruyucu rol oynarlar. 
Beynimizin tabanından başlayan omurilik normalde L2 omuru seviyesine kadar iner ve burada biter. Omurilik burada bitmekle birlikte etrafını çeviren zarlar kuyruksokumu kemiğine kadar uzanır. Omurilik zarlarının oluşturduğu bu kesenin içinde sinir lifleri vardır. Bu liflerin tümüne birden at kuyruğuna benzedikleri için latince aynı anlama gelen “kauda ekuina” adı verilmiştir. 
 

 
Omurlar arasında her omur seviyesinde çıkan sağlı sollu bir çift sinir daha önce anlatılan nöral foramenlerden çıkıp aşağı inerek birleştikten sonra karın içi organlara ve bacaklarımıza giden ana sinirleri yaparlar. Bu sinirler bir yandan bacaklarımızın hareketlerini yaptırıp, karın içi organlara kumanda ederken  bir yandan da onların hissiyatını sağlarlar. 
 
 

• Bağ ve Destek Dokuları

  

Destek dokuları vücudumuzdaki değişik hücreleri birarada tutan ağlardır. Bağlar ise bir kemiği diğer kemiğe bağlayan güçlü dokulardır. Omurların ön ve arkasında onları birarada tutan birçok uzun bağ vardır. Omurganın ön yüzünde omurların tümünü önden birbirine bağlayan uzun ve güçlü bağın adı “anterior longitüdinal ligaman” dır. Aynı biçiminde tüm omurga boyunca uzanan iki bağ daha vardır. Bunlardan omurları arka taraftan boylu boyunca birbirine bağlayan bağ “posterior longitüdinal ligaman” dır. “Ligamentum flavum” adı verilen bir üçüncü bağ da hemen omuriliğin arkasında “lamina” ları birbirine bağlar. Tüm bu bağlar omurları birbirine bağladığı gibi aynı zamanda omurganın bel bölümünü kuyruksokumu kemiğine ve kalça kemiğine bağlar. 
 
 
Omurgamızdaki bir diğer özel destek dokusu da “intervertebral disk”lerdir. Disklerimiz omurlar arasında yerleşmiştir. Diskin iki ana bölümü vardır. Ortadaki çekirdek bölümü birbiri üzerine sarılmış naylon iplikçiklere benzer kollajen dokudan yapılmış, sünger biçimlidir. Bu çekirdeğin etrafı “annulus” adı verilen güçlü bağ dokusundan yapılmış halkalarla sarılmıştır. Diskin vücudumuzdaki görevi tıpkı araba amortisörleri gibi omurga üzerine binen yüklerin yarattığı şok etkileri emmek ve omurganın eğilme hareketlerini sağlamaktır. 

  

• Kaslar

 

Bel bölgesindeki kaslar üç tabaka halinde ddüzenlenmiştir. Cildimize en yakın olan yüzeyel tabaka “fasia” adı verilen kalın bir zarla çevrelenmiştir. Orta tabaka kaslar “erektor spina” adını alır  ve sırtımızda alt kaburgalardan yukarı göğüs bölümüne ve aşağıya belimize uzanırlar. Bunlar kemiklere kalın kirişlerle bağlanarak bel omurları, kalça ve kuyruksokumu kemiklerini birbirine bağlarlar. En derindeki kaslar ise omurları oluşturan kemiklerin arka yüzlerine yapışıp bel omurlarını kalça ve kuyruksokumu kemiklerine bağlarlar. Bu en derin tabaka kaslarımız günlük aktivitelerimiz sırasında omurgayı dik tutmak için karın kaslarımızla koordinasyon içinde çalışırlar. 
 
• Spinal Segment 
Omurganın bel bölgesinin anatomisini anlamanın iyi bir yolu da “spinal segment” i gözden geçirmektir. Herbir spinal segment aralrında bir diskler birbirinden ayrılmış iki omur, her omur seviyesinde yanlardan çıkan sinirler ve omurları birbirine bağlayan faset eklemlerden oluşur.


 
Omurların arasında yer alan disk omurgada darbe emici olarak çalışır. Omurgayı günlük aktivitelerimiz sırasında yer çekimine karşı koruduğu gibi atlama, koşma, itip-çekme gibi ağır aktiviteler sırasında da omurgaya binen yükü emerek azaltır. 
Bir spinal segmentte bulunan iki omuru daha önce de anlatıldığı gibi aynı zamanda faset eklemler birbirine bağlar. Faset eklemler hep birarada çalışarak belin eğilme ve dönme hareketlerini sağlar. 

Bel Ağrısının Nedenleri
Bel ağrısının birçok nedeni vardır. Hekiminiz ağrının kaynaklandığı noktayı milimetrik olarak belirlemeyebilir ancak belirtilerinizin kanser veya spinal enfeksiyon gibi çok ciddi bir nedenden kaynaklanmadığını öncelikle ortaya çıkartacaktır. 
Bel ağrılarının büyük çoğunluğu omurganın değişik bölümlerinde yıllar içinde oluşan yıpranma ve zedelenmelerden kaynaklanır. Bu süreç “dejenerasyon” olarak adlandırılır. Zamanla yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak omurganın tümünde dejeneratif değişiklikler ortaya çıkar.
Omurgadaki bazı yaralanmalar sözgelimi kırıklar veya disk harabiyetleri bu değişikliklerin zamanından önce gelişmesine neden olur. Sigara içmenin omurgadaki dejeneratif değişiklikleri hızlandırdığına ilişkin güçlü bilimsel kanıtlar vardır. Aynı ailenin bireyleri arasında görülen erken dejeneratif değişiklikler genetik faktörlerin de dejenerasyonda rol oynadığını göstermektedir

Dejenerasyon
Disklerimizde zamanla değişiklikler ortaya çıkar. Başlangıçta disklerimiz görünüşte süngere benzeyen ancak sağlam bir yapıya sahiptir. Merkezindeki çekirdek büyük oranda su içerir. Diskin bu yapısı ona ağır ve tekrarlayıcı güçlerin omurga üzerinde yarattığı şok etkisini emerek omurgayı koruma yeteneği sağlar. 
 
 
Dejeneratif değişikliklerin ilk aşamasında çekirdeğin çevresindeki halkalarda küçük çatlaklar ve yırtılmalar başgösterir. Vücut bu küçük çatlakları nedbe dokusuyla iyileştirmeye çalışır. Ancak nedbe dokusu yerini aldığı sağlıklı doku kadar güçlü değildir. Yırtılmış olan halkalar iki nedenle bel ağrısının kaynağı olabilir. İlk neden halkaların dış yüzeyinde varolan sinir ağıdır. Yırtılmanın dış halkalara uşması bu sinir ağını etkileyerek ağrıya neden olur. İkinci nedense halkaların yırtılması sonucu tıpkı vücudun diğer bölümlerindeki yaralanmalarda olduğu gibi ortaya çıkan enflamasyon ağrısıdır. 
Zaman içinde disklerin içindeki su miktarı azalarak diskler bütünlüğünü ve yüksekliğini kaybeder. Bunun sonucunda da omurlar hareketlerini birbirine daha yakın yapmaya başlar.
 
 

Disk dejenere olmaya devam ederken omurlar arasındaki mesafe azalır. Bu da boylu boyunca omurga arkasında yer alan faset eklemlerde basınç artışına yol açar. Bu eklemler üzerindeki bası arttığında eklem yüzlerinde yer alan kıkırdak dokularında da basınç artar. Kıkırdak dokularındaki bu ekstra basınç faset eklemlerde harabiyet yaratarak eklemlerde “artrit” oluşumuna neden olur. 
Diskler, faset eklemler ve bağlardaki bu dejeneratif değişiklikler “spinal segment” leri zayıflatır ve dayanıksız hale getirir. Bunun üzerine bir de omurgaya fazladan yüklenilirse omurgada daha da ileri aşınma ve zedelenmeler gelişir. Sonuç olarak çekirdek etrafındaki halkalarda daha büyük yırtılmalar ortaya çıkar.
 
 
Diskin çekirdeği halkalardaki yırtılmaların arasından spinal kanal içine doğru taşabilir. Bu durum “disk yırtılması” veya “disk fıtıklaşması” olarak adlandırılır. Dışarı doğru sıkışan disk dokusu sinire bası yapar. Dışarı çıkan disk dokusu aynı zamanda kan damarlarından enzimleri ve kimyasal maddeleri serbestleştirerek “enflamasyon” ağrısının gelişmesine neden olur. Sonuçta fıtıklaşan diskin hem sinire bası hem de enflamasyon oluşturması ağrının nedenidir. 
Dejenerasyon gelişim sürecinde faset eklemlerde ve disk çevresindeki kemiklerde halk arasında kireçlenme denen “kemik çıkıntılar” oluşmaya başlar. Bu kemik çıkıntıların oluşma nedeni tam olarak bilinmemektedir. Hekimlerin çoğunluğu kemik çıkıntıların, dejenerasyon sürecinde vücudun spinal segmentlerin ekstra hareketlerini önleme girişiminin sonucu olarak ortaya çıktığını düşünmektedirler.Bu kemik çıkıntılar “nöral foramen”lerden geçen sinirlere bası yapar. Dejenerasyon nedeniyle tahriş olan sinir üzerindeki basınç, bel, kalçalar, bacaklar ve ayaklarda ağrı, uyuşma ve güç kaybına neden olur. 
 
Yüksekliğini kaybedip çöken “spinal segment” sonuçta sertleşir ve hareket yeteneğini kaybeder. Kalınlaşmış bağlar, kurumuş ve nedbe dokusu gelişmiş disk dokusu ve çevresine bası yapan kemik çıkıntılar normal hareketi önler. Tipik olarak donuk hale gelen hareketsiz eklem artık daha fazla ağrı oluşturamaz. Böylece dejenerasyonun son evresinde bazı hastalarda ağrı tümüyle geçebilir. 
 
Mekanik ve Nörojenik Ağrı:
Ağrınızın nedenini daha iyi anlatabilmek için omurga ile uğraşan uzmanlar bel ağrısını iki kategoride ele alırlar:
• Mekanik ağrı
• Nörojenik ağrı

Mekanik Ağrı
 

Mekanik bel ağrısına belimizin değişik bölümlerindeki aşınma ve yırtılmalar neden olur. Bu tip ağrıyı bir makinenin parçalarının aşınmasına benzetebiliriz. Mekanik ağrı genellikle disk dokusunda “dejeneratif” değişikliklerle başlar. Disk normal yüksekliğini kaybedip çökmeye başladığında omurlar arasındaki mesafe azalır ve faset eklemlerde “enflamasyon” ortaya çıkar. Mekanik ağrı tipik olarak omurgada gerilmeye neden olan hareketler sırasında artar. Mekanik ağrılar genellikle belde hissedilmekle birlikte kalçalar ve uyluğa da yayılabilir. Ender olarak dize kadar iner. Mekanik ağrı sinirlere bası nedeniyle oluşmadığı için bacak ya da ayakta uyuşukluk ve güçsüzlüğe neden olmaz. 
 Nörojenik Ağrı
 
Nörojenik ağrıda ağrının kaynağı sinirdeki etkilenmedir. Spinal sinirlerde enflamasyon gelişirse, sinir basısı olduğunda ya da sinir sıkıştırıldığında “nörojenik ağrı” ortaya çıkar. Disk fıtıklaştığında sinire bası yaparak ya da dejenerasyon sonrası sinir foramende sıkışarak nörojenik ağrıya neden olabilir. Son zamanlarda disk fıtıklaşmasında dışarı çıkan disk materyalinin kimyasal maddelerin serbestleşmesine yol açarak enflamasyona neden olduğu ve bu durumda sinire bası olmasa bile enflamasyon kaynaklı nörojenik ağrının ortaya çıkabildiği bilinmektedir. Nörojenik belirtiler bacaklarda uyuşukluk ve kas güçsüzlüğü gibi sinir yaralanmasının öncü belirtilerini gösterdiği için hekimlerin dikkatini mekanik ağrılardan daha çok çeker.  
Sinire bası olduğunda bel ağrısından çok sinirin bacaktaki dağılım alanında ağrı ortaya çıkar. Bunun nedeni sinirlerin omurgadan uzaktaki kas gruplarına kumanda etmesidir. Sonuç olarak hasta belinde ağrı hissetmez ancak bacak ya da ayağında ağrı, uyuşma ve güçsüzlük vardır. Bu durum vücudun elektrik iletim sisteminde bir arıza olduğunu gösterir. 
 
Omurgada gelişen durumlar
Omurgadaki dejeneratif süreç değişik bozuklukların ortaya çıkmasına neden olur:

• Anuler yırtıklar
• Diskin içten fıtıklaşması
• Diskin fıtıklaşması
• Faset eklemlerde artrit
• Segmentlerde dengesizlik (instabilite)
• Spinal kanalda darlık
• Nöral foramende darlık
Anuler Yırtıklar
 
Omurlar arasındaki diskler zamanla yaşlanırlar. Dejenerasyonun ilk evresi muhtemelen anulusteki yırtıkların ilk ortaya çıkmaya başladığı zamandır. Zaman içinde aşınma ve yeni yırtılmalarla süreç ilerler. Anulus yırtıklarının bir diğer nedeni de ani bükülme ve gerilmelerle omurga üzerine binen aşırı yüklerdir. Anulus yırtıkları nedbe dokusu gelişerek iyileşinceye kadar ağrılara neden olurlar. 
 
Diskin iç fıtıklaşması
Anulusta gelişen çok sayıda yırtık diski zayıflatır. Disk dejenere olmaya ve çökmeye başlar. Bir omur diğerine bası yapar hale gelir. Çöken diskler yüklerin yarattığı şok etkisini emme özelliklerini yitirdikleri için ağrıya neden olmaya başlar. Bu durum “diskin iç fıtıklaşması” olarak adlandırılır. Diskin iç fıtıklaşması disk çevresindeki dokularda enflamasyona neden olarak mekanik ağrıların ortaya çıkmasına neden olur. 
 
Disk fıtıklaşması

 
Zayıflayan disk fıtıklaşır.Anulus yırtılacak olursa diskin içindeki çekirdek bölümü fıtıklaşarak dışarı çıkar. Fıtıklaşan disk ilk olarak sinire doğrudan bası oluşturarak “nörojenik” belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur. İkinci olarak da ortaya çıkmasına neden olduğu kimyasal maddelerin etkisiyle sinir etrafında enflamasyon gelişir ve sinirin bacakta seyrettiği alan boyunca ağrılar oluşur. Bu tip ağrıya “siyatik” ağrısı adı da verilir. 
Sadece dejenere olmuş diskler değil normal, sağlıklı bir diskte de yırtılmalar gelişebilir. Bunun nedeni tekrarlayıcı ve ağır eğilme ve bükülmeler, çekme ve itme hareketleridir. Bu hareketler disk üzerine aşırı yüklenme sonucu anulusun yırtılıp çekirdeğin kanal içine fıtıklaşmasına neden olabilir. 

Faset eklemlerde artrit

 
Faset eklemler omurgamızın arka tarafında sağlı sollu uzanarak omurları birbirine bağlayan eklemlerdir. Omurgaya binen ağırlığın büyük bölümünü taşımamakla birlikte diskler zayıflayıp yük taşıma özelliğini kaybettiğinde faset eklemler üzerindeki yük de artar. Faset eklemin eklem yüzeyini oluşturan kıkırdak dokuların artan yükle birbirine teması da artar ve bu durum tıpkı vücudumuzdaki diğer eklemlerde olduğu gibi artrite neden olur. Eklem kıkırdakları zamanla bozulur ve yırtılır. Artrit gelişen bir faset eklemdeki şişme ve enflamasyon da bel ağrısına neden olur. 
Segmental kayma/dengesizlik/instabilite
 
“Segmental dengesizlik” bir “spinal segment” içindeki omurların normalden fazla hareket etmesidir. Bel bölgesi omurlarında disklerin dejenerasyonuyla birlikte destekleyici bağlar da zaman içinde aşırı gerilerek dengesizlik ve kaymalara neden olur. 
Segmental dengesizliğin sonucunda omurlar birbiri üzerinden kayabilir. Bir omurun diğerinin üstünden kayması “spondilolistezis” olarak adlandırılır. Nedeni ne olursa olsun kaymanın sonucu olarak mekanik ağrı ortaya çıkar. Omur kayması gelişen hastalarda bir de aşırı hareketler yapılırsa sinirlerin nöral foramende sıkışmasına bağlı olarak sinir sıkışması belirtileri ortaya çıkar. 
 
Spinal Stenoz /Kanal Darlığı
 
“Stenoz” kelimesi daralma anlamına gelir. “Spinal stenoz” kelimesinin anlamı omurga kanalının daralarak kanal içindeki anatomik yapıların bası altında kalmasıdır. Omurilik normalde L2 olarak adlandırılan ikinci bel omuru hizasında biter. Ancak omurilik zarları buradan aşağı doğru kuyruksokumu kemiğine kadar devam ederek içi beyin omurilik sıvısıyla dolu bir kese oluşturur. L2 seviyesinden aşağıda bu kesenin içinde sadece sinirler vardır. Stenoz nedeniyle kanal daraldığında kese içindeki sinirler sıkışır. 
Kanal darlığı nedeniyle sinirlerin sıkışması bu sinirlerin çalışma düzenini etkiler. Yürümekle ve ayakta durmakla artan bel, kuyruksokumu bölgesi ve kalça ağrıları ortaya çıkar. Yol yürümekle bacaklara kramp girer ve hastaların yol yürüme mesafesi zaman içinde kısalır. Daha ileri dönemlerde mesane ve barsaklara giden sinirlerin de etkilenmesiyle büyük abdest yapamama ve idrar kaçırma gibi bulgular ortaya çıkar. 

 

 

Foraminal Stenoz / Foramen Daralması
 

Spinal sinirlerin kanaldan çıkarken geçtikleri omurlar arasındaki kemik tünele “nöral foramen” adı verilir. Tüneli daraltan herhangibir neden buradan geçen sinirin sıkışmasına neden olur. Tünelin daraldığı bu duruma “foraminal stenoz”, “foramen darlığı” adı verilir. Diskler zamanla çöküp yüksekliğini kaybettiğinde omurlar birbirine yaklaşır ve foramen daralmaya başlar. Faset eklemlerin artiti de buna eklendiğinde foramen iyice daralır ve kemik çıkıntılar siniri sıkıştırmaya başlar. Foramen darlığı böylece hem mekanik hem de sinir basısına bağlı olarak nörojenik ağrıya neden olur. 

Belirtiler
Hastanın durumuna ve etkilenen vücut yapılarına göre değişik belirtiler ortaya çıkar. En sık görülen belirtiler şunlardır:
 
• Bel ağrısı
• Kalçalara ve uyluk arka yüzüne yayılan ağrı
• Ağrının kalçadan topuğa doğru yayılması
• Belin sertleşmesi ve bel hareketlerinde güçlük
• Kalça, uyluk, bacak ve ayaklarda kas güçsüzlüğü
• Bacak, ayak ya da ayak parmaklarında his bozuklukları (uyuşukluk, iğnelenme, karıncalanma)
Ender olarak da ortaya idrar ve gayta bozuklukları çıkar. İleri derecede büyük fıtıklar spinal kanal içini doldurarak mesane ve barsakları idare eden sinirlere bası yapabilirler.  Bu bası nedeniyle belde başlayan ağrı her iki bacağa yayılır ve apış arasında hissizlik ya da karıncalanma gelişir. Bası nedeniyle idrar ve büyük abdest kontrolü bozulur. 

 
 
Bu durumda acil müdahale gerekir...
Böylesi bir bozukluk acil bir duruma işaret eder. Basınç acil olarak ortadan kaldırılmadığı takdirde bozukluklar kalıcı hale gelebilir. Bu duruma “kauda ekuina” sendromu adı verilir. Bu durum geliştiğinde hekiminiz acil ameliyat önerecektir.
 
Tanı
Tanı süreci yakınmalarınızın ayrıntılı bir öyküsünün alınması ve fizik muayene ile başlar. Hekiminiz size yakınmalarınızla ilgili sorular soracak ve sorununuzun günlük yaşamınızı nasıl etkilediğini öğrenmek isteyecektir.  Ağrıyı nerenizde hissettiğiniz, bacaklarınızda uyuşma ve güçsüzlük olup olmadığı bu sorular arasındadır. Hekiminiz aynı zamanda hangi hareketlerinizin ağrıyı artırdığını ya da azalttığını da bilmek isteyecektir. Sizin bu sorulara verdiğiniz yanıtlara dayanarak hekiminiz bir disk fıtıklaşması ve sinir basısı olup olmadığı yönünde fikir sahibi olacaktır.
 Hekiminiz daha sonra sizi muayene ederek bel hareketlerinizin ağrılı olup olmadığını, bacaklarınızdaki duyu seviyesini, kas gücünüzü ve reflekslerinizi değerlendirecektir.
 
 
Radyolojik Görüntüleme
Radyolojik incelemeler omurganın anatomisine ilişkin bilgi verir. Değişik radyolojik inceleme yöntemleri vardır.
 

Direkt röntgen filmleri: X-Ray
  
Direkt filmler daha çok kemiklerdeki enfeksiyon, tümör, kırık gibi durumların tanısında işe yararlar, disk fıtıklaşmalarının tanısında çok yararı yoktur. Direkt filmlerde disk dokusu doğrudan görülmez. Ancak omurlar arası mesafenin azaldığı gözlenebilir. Bu durum bir ya da daha çok diskte aşınma ve harabiyetin varlığı anlamına gelebilirse de bir çok insanda da herhangibir disk problemi olmaksızın direkt filmlerde omurlar arası mesafenin azaldığı gözlenebilir. Direkt filmler genellikle ilk istenen radyolojik incelemelerdir. Hekiminiz direkt filmleri sadece tanı amaçlı değil girişim sırasında kendisine yol gösterecek bazı ölçümleri yapmak için de isteyebilir.
Öne ve arkaya eğilerek direkt film: 
“Fleksiyon” (öne eğilme) ve “ekstansiyon” (arkaya eğilme) filmleri olarak da adlandırılan bu filmler omurlar arasında bir kaymadan kuşku duyulduğunda istenir. Önce öne sonra arkaya eğilmeniz istenerek eğilmeler sırasında yandan filmleriniz çekilir. İki film karşılaştırılarak omurga hareketleri sırasında kayma olup olmadığı ve kaymanın derecesi saptanır. 
Bilgisayarlı Tomografi
Direkt grafiler dışında belinizin bilgisayarlı tomografi (BT) incelemesi istenebilir. BT, X ışınları kullanılarak bel bölgesinin kesitler halinde görüldüğü bir incelemedir. BT kesitlerinde sinire bası yapan disk görüntülenebilmekle birlite BT incelemeleri de daha çok kemik yapılardaki bozuklukları ortaya çıkarmak amacıyla kullanılır.

 

 

 

Magnetik Rezonans Görüntüleme  (MRG):
 
MRG incelemesinde, X ışınları yerine radyo dalgaları kullanılarak vücudumuzun kesitler halinde görüntüleri elde edilir. MRG'de yumuşak dokular, sinirler ve disk dokusu büyük bir kesinlikle ayırdedilebilir. Bu inceleme sırasında herhangi bir boya kullanmak gerekmez. Ancak bazı durumlarda dokuları daha iyi görünür hale getirmek için damar içinden kontrast madde vermek gerekebilir.
Myelografi
 
Myelografi X-Ray görüntülemenin değişik biçimidir. Bu incelemede spinal kanal içine özel bir boya enjekte edilerek direkt film çekilir. Boya sütunundaki çentiklenme biçimine göre disk fıtıklaşması, tümör vb. bası yapan durumlar ayırdedilebilir. Bilgisayarlı Tomografi ve Magnetik Rezonans Görüntüleme yöntemlerinin henüz olmadığı dönemlerde disk fıtıklaşmasını tanısında en güvenilir görüntüleme yöntemi myelografiydi. Myelografi bugün çok ender kullanılmakta, gerektiğinde de genellikle BT ile kombine edilmektedir. 
 
Diskografi
 
Diskografi bir diğer radyolojik görüntüleme yöntemidir. Diskografinin iki aşaması vardır. İlk aşamada problemli disk içine iğne sokulup içine fizyolojik serum verilerek disk içindeki basınç artırılır. Verilen fizyolojik serum ağrıyı artırırsa bu diskin ağrıdan sorumlu olduğuna karar verilir. İkinci aşamada disk içine özel bir boya verilerek direkt filmler çekilir. Boyanın disk dışına çıkıp çıkmadığı ve diskin şekline bakılarak anulus yırtıkları ve fıtıklaşmalar görülür. Ancak son dönemlerde bazı yayınlarda disk içine fizyolojik serum verilerek ağrı oluşturup tanı koymanın bazen yanlış tanılara yol açtığına ilişkin bilimsel kuşkular belirtilmiştir. 
 
Kemik sintigrafisi
Kemik sintigrafisi vücuda radyoaktif maddeler verildikten sonra özel filmler çekilerek yapılan bir incelemedir. Radioaktif madde vücutta iyileşmekte olan kırık bölgesi, enfeksiyon alanı, tümör gibi hastalıklı bölgede birikir ve görüntülenir. Kemik sintigrafisi sonuçta bel ağrılı hastalarda değişik patolojilerden kuşkulanıldığında uygulanan bir inceleme yöntemidir. 
 
Diğer İncelemeler
Hekiminiz sizden elektrofizyolojik incelemeler ya da laboratuvar testleri gibi incelemeler de isteyebilir. 

 

Elektromiyografi
 
Bu incelemede kaslarınıza hareket komutu veren sinirlerdeki elektrik iletim hızı ölçülür ve disk fıtıklaşmasının sinirde oluşturduğu harabiyetin derecesi belirlenir. Test sırasında sinirlerin kumanda ettiği kas gruplarına kıl inceliğinde iğneler yerleştirilip sinirden gelen elektrik akımı ölçülür. Böylece harabiyetin hem niteliği hem de derecesi belirlenmiş olur. 
 
Laboratuvar testleri
Bel ağrısı sadece dejeneratif nedenlerle ortaya çıkmaz. Hekiminiz artrit ya da enfeksiyon gibi durumları saptayabilmek için laboratuvar testleri isteyebilir. Ayrıca mide ülseri, böbrek sorunları ya da aort anevrizması gibi nedenler de bel ağrısı oluşturabilir. Bu nedenlerin ortaya çıkartılabilmesi için de ek testlerin yapılması gerekebilir. 
Tedavi
Ameliyatsız Tedavi
Durumunuz ciddi sorunlar oluşturmadığı ya da hızla kötüleşmediği sürece hekiminiz size büyük olasılıkla ameliyatsız yedavi yöntemlerini önerecektir. 
Yatak İstirahati 
Tedaviye başlangıçta ilk önerilen bel bölgesinde hareketin kısıtlanması, yani kısa süreli yatak istirahatidir. İstirahat enflamasyon süreci ve ağrının sakinleşmesini sağlar. İstirahat 2-3 gün gibi kısa süreli olmalıdır. İstirahat etmek hassaslaşmış diskler ve sinirler üzerindeki basınç etkisini azaltacaktır. Ancak uzun süreli mutlak yatak istirahatine hekimlerin çoğu karşıdır ve günlük normal yaşam sırasında ağrının ne kadar arttığını veya azaldığını bilmek isterler. Çok ender durumlar dışında üç günden fazla yatak istirahati gereksizdir.  
Bel Korsesi
Disk fıtıklaşması olan hastalarda bezen bel korsesi yararlı olabilir. Bel korsesi disk içindeki basıncın düşmesini sağlayarak ağrıların azalmasına yardımcı olur. Ancak korse takan hastalar 3-4 gün sonra korseyi çıkartmalıdırlar. Aksi takdirde korsenin daha uzun süreli kullanılması karın ve belimizdeki gövdemizi dik tutmaya yarayan kaslarda “atrofi”ye (kas erimesi) neden olarak ağrıların daha da artmasına neden olur. 
 
İlaçlar 
Hekiminiz ağrılarınız için size bazı ilaçları kullanmanızı da önerecektir. Bunlar genellikle steroid içermeyen enflamasyona karşı etkili olan ilaçlardır. Ağrının çok şiddetli olduğu durumda kodein ya da morfin gibi bazı narkotik ilaçları da verebilir. Ancak narkotik ilaçlar bağımlılık yaratıcı etkileri nedeniyle birkaç günden uzun süreli kullanılmamalıdır. Bu ilaçların yanısıra kas gevşetici etkisi olan ilaçların kullanımı da yararlı olacaktır. Ağrının kalçadan topuğa doğru çok şiddetli yayıldığı bazı durumlarda azaltarak kesilecek biçimde ağızdan steroid içeren ilaçlar da kullanılabilir. Buradaki steroid dozu düşüktür ve genellikle yan etki yaratmaz. 
Fizik Tedavi ve Egzersiz
Şiddetli ağrılı dönem geçtikten sonra fizyoterapistle egzersiz yapmanın da yararı vardır. Fizyoterapist bel hareketlerini düzenleyen, sağlıklı duruşu sağlayan bel egzersizleri yaptırarak ağrının iyileşmesine yardımcı olur. Ağrılı dönem geçtikten sonra da gelecekteki sorunların önlenmesine yönelik egzersiz programları uygular. 
Enjeksiyonlar
Spinal enjeksiyonlar hem tanı hem de tedavi amacıyla kullanılırlar. Hekiminizin önerisine göre uygulanacak değişik tipte enjeksiyonlar sözkonusudur. Enjeksiyonlarda genellikle lokal anestetik ilaçla birlikte kortizon karıştırılarak verilir. Karışımın içindeki lokal anestetik enjeksiyon alanında uyuşturucu etki yarattığı için enjeksiyon sonrası ağrı hemen geçiyorsa hem ağrının kaynağı belirlenmiş hem de belirli bir süre için de olsa ağrı giderilmiş olur. Karışım içindeki kortizon çevredeki enflamasyonu azaltarak etkinin uzun süreli olmasını sağlar. 
 
Bazı enjeksiyonları yapabilmek için “floroskop” adı verilen sistemin kullanılması gerekir. Floroskopi sisteminde hekim enjeksiyon sırasında iğnenin yerleşim yerini sürekli bir TV ekranında görebilir. Böylece iğnenin doğru yerleştirilmesi için floroskopik sistem klavuz görevi yapar. 
• Epidural Steroid Enjeksiyonu (ESI):Belirtileri hala devam eden bazı hastalarda   ESI yapılabilir. Steroidler enflamasyona  karşı güçlü etkileri olan ilaçlardır. Steroid enjeksiyonu bel bölgesinde sinirlerin omurilikten ayrıldığı bölgelerde sinirlerin ve omuriliğin zarının etrafına yapılır. Bu alan “epidural mesafe” olarak adlandırılır. Bazı hekimler sadece steroid verirken bazıları steroidle birlikte lokal uyuşturucu etkisi olan ilaçlar da verirler. Epidural steroid enjeksiyonu genellikle diğer tedavi yöntemleri etkili olmadığında uygulanır. Her zaman başarılı sonuç vermeyebilir. Ağrıyı geçirdiği zaman da bu etkinin geçici olacağı bilinmelidir. 
 
• Selektif Sinir Kökü Enjeksiyonu(SSE): 
Enflamasyona uğramış sinir kökü etrafına seçici olarak yapılan bir diğer enjeksiyon SSE’dur. Bu yöntemde mutlak surette floroskopi kullanılır. İğne floroskopik kontrol altında “nöral foramen” içine yerleştirilerek enjeksiyon yapılır. Hekimlerin çoğunluğu bu yöntemin seçici ve etkili olduğuna inanırlar. Enjeksiyon sonrası ağrının hemen geçmesi de ağrıdan sorumlu sinir kökünün belirlenmesini sağladığı için tanısal önemi de fazladır. 
• Faset Eklem Enjeksiyonu:
Bel ağrısının faset eklemlerden kaynaklandığı düşünülüyorsa bir ya da daha çok faset ekleme enjeksiyon yapılabilir. Faset eklem enjeksiyonu da floroskopik kontrol altında yapılır. Faset eklem içine iğne ile girilerek lokal anestetik ve steroidden oluşan karışım eklem içine verilir. Karışımda steroid kullanılması eklemdeki enflamasyonu azaltarak etkinin uzun sürmesini sağlar. 
 
• Tetik Noktalara Enjeksiyon: 
Nedeni ne olursa olsun birkaç günden uzun süren bel ağrılarında omurga çevresindeki kaslar ve bağlarda ağrıyı tetikleyen bazı noktalar, düğümcükler ortaya çıkar. Deneyimli bir hekim bu noktaları muayene sırasında saptayarak kas spazmını gidermek amacıyla enjeksiyon yapabilir. Yan etkisi ve zararı olmayan bir yöntemdir. 
  
Cerrahi Girişim:
Bel ağrılarında acil cerrahi girişim travmalar dışında çok enderdir. Hekiminiz sizde idrar kaçırma, gayta yapamama gibi bozukluklar ortaya çıkar ya da aniden ayak hareketlerinde felç gelişirse acil cerrahi girişim önerecektir. 
Bunun dışındaki durumlarda hekiminiz size en azından 6 haftalık bir dönem için cerrahi dışı tedavi yöntemlerini önerecektir. Bel ağrılı hastaların çoğunluğunda ağrı düzelmeye eğilimlidir. Omurgasında dejeneratif değişiklikler olan hastalarda bile zamanla ağrılarda iyileşme ortaya çıkar. Dejeneratif omurga değişikliği olan hastaların yalnızca %1-3’ünde cerrahi girişim gerekli olur. Ağrı günlük yaşamın kalitesini bozduğunda ya da kas güçsüzlüğü ortaya çıktığında cerrahi girişim önerilir. 
Değişik ameliyat yöntemleri kullanılmaktadır. Ancak hepsinde iki ana amaç vardır. İlk amaç sinirlerin bası altında kalmaktan kurtarılması ve ikinci amaç da iki ya da daha çok omur arasında normalin dışında hareket varsa bunun durdurulmasıdır. Seçilecek cerrahi girişim hastanın durumu ve belirtilerine bağlıdır. 
 
Laminektomi:

 
“Lamina” spinal kanalı arkadan çevreleyen kemik halkadır. Omurganın hemen arkasında yerleşen alan omuriliği çevreler. Spinal kanal içindeki sinirler fıtıklaşmış disk ya da dejeneratif kemik çıkıntılar nedeniyle bası altında kaldığında laminanın bir bölümü “laminektomi” adı verilen bir ameliyatla çıkartılarak bası ortadan kaldırılır. 
 
Diskektomi:
 
Disk fıtıklaşması geliştiğinde fıtıklaşan bölümün sinire basısı nedeniyle bacaklar ve ayaklarda ağrı, uyuşma ve güçsüzlük ortaya çıkabilir. Sinire bası yaparak klinik belirtilerin ortaya çıkmasına neden olan fırtıklaşmış disk bölümünün ameliyatla çıkartılması işlemine “diskektomi” adı verilir. Diskektomi ameliyatı günlük konuşma dilinde bel fıtığı ameliyatı olarak kullanılmaktadır. Bu ameliyat için değişik yöntemler kullanılmaktadır.  
Bel bölgesinde orta hattan yapılan bir kesiden girilerek kasları kemik üzerinden yana sıyırıp laminanın ve laminalar arası bağ dokusunun bir kısmı çıkartıldıktan sonra fıtıklaşmış diske ulaşılarak bu doku çıkartılmakta, böylece sinire bası ortadan kaldırılmaktadır. Bu anlatılan yöntem “açık diskektomi”dir. 
Bel bölgesinde ciltte yapılan kesinin daha küçültülerek mikroskop ile yapılan ameliyat ise “mikrodiskektomi” adını almaktadır. Mikrodiskektomi ameliyatında cilt kesisi, sıyrılan kas bölümü ve çıkartılan kemik ve bağ dokusu daha az olduğu için açık diskektomiye oranla daha iyi sonuç vermekte, hastalar daha çabuk iyileşmektedir. Mikrodiskektominin bir diğer şekli “mikroendoskopik diskektomi”dir. Bu yöntemde ameliyat sırasında kasları ayırmak için tüp biçiminde bir ayırıcı kullanılmakta ve  ameliyatta mikroskobun yanısıra ayırıcı içinden sokulan bir endoskop kullanılmaktadır. Bu yöntemin kesi ve çıkartılan dokular açısından mikrodiskektomiden farkı bulunmamaktadır. 
Son 10 yıl içinde kullanımı artan ve son 5 yıl içinde de artık mikrodiskektominin yerini alan son yöntem ise “tam endoskopik diskektomi”dir “. Bu yöntem dizin artroskopik ameliyatına benzediği için “artroskopik diskektomi” olarak da adlandırılmaktadır. Tam endoskopik diskektominin en büyük özelliği tümüyle kapalı bir ameliyat olmasıdır. Ameliyat yarım santimetrelik bir kesiden fıtıklaşmış disk alanına sokulan 4 milimetrelik bir endoskop içinden ekrandan görülerek gerçekleştirilir. Belin arkasından ya da yan tarafından endoskopun ilerletildiği iki ayrı yöntem kullanılır. Gerekli olduğunda sadece lokal anesteziyle uygulanabilmesi, hastanın hastanede yatmasını gerektirmemesi, başarı oranının yüksek komplikasyon oranının düşük olması ve  mikrocerrahi yöntemle ameliyat sonrası nüks eden hastalarda güvenle uygulanabilmesi en büyük avantajlarıdır. 
  
 
Lumbar Füzyon
İki ya da daha çok omur bel hareketleri sırasında birbirleri üzerinden kayıyorsa, normalin ötesinde hareketlilik varsa, bu durum hem mekanik ağrıya hem de sinirlerin bası altında kalmasıyla nörojenik ağrıya neden olacaktır. Bu durumda uygulanan omurları birbirine kaynatarak hareketin engellenmesi ameliyatına “lumbar füzyon” ameliyatı adı verilmektedir. İki omurun hareketsiz bırakılmasıyla tek omur halinde davranması sağlanmış olur. Böylece mekanik ağrı ve sinir tahrişi ortadan kaldırılır. Füzyon ameliyatlarında değişik yöntemler vardır. Füzyon ameliyatı gerekliyse hekiminiz sizin için uygun olana karar verecek, aynı durumda birden fazla seçenek varsa sizi aydınlatarak birlikte karar verilmesini sağlayacaktır. 

• Posterior Lumbar Füzyon: 
Daha çok geçmişte kullanılan yöntem omurganın arka duvarını oluşturan kemiklerin “dekortike” edilmesiydi. Bu yöntemde kemiklerin yüzydeki kabuk dokusu kanayan kemik dokusu ortaya çıkartılana kadar küçük parçalar halinde kazınır ve sonra küçük parçaları kazınmış kemik dokusu üzerine yerleştirilir. Böylece kemikler tıpkı kırık bir kolun kaynaması gibi birbirine kaynaşarak iki omuru hareketsiz hale getirerek tek kemik halinde kaynaştırır.
    
 
Ancak bu yöntemle füzyon her zaman başarılı olmamakta, yaklaşık hastaların %20’sinde kaynaşma yetersiz olmakta ve omurlar arası aşırı hareketlilik devam etmektedir. 

• Posterior Lumbar Enstrümanlı Füzyon: 
Sadece kemik dokusu kullanılarak yapılan füzyon ameliyatlarında ortaya çıkan başarısız sonuçlar değişik metallerden özellikle titanyum maddesinden yapılmış vida, plak, bağlantı çubuğu, yapay disk, kafes gibi materyaller kullanılarak daha modern füzyon yöntemlerinin geliştirilmesine yol açmıştır. Bu yeni tekniklerde metalik malzemeler kullanıldığı için “enstrümanlı füzyon” adını almaktadır.  Günümüzde en sık kullanılan  yöntem sabitlenecek omurlara “pedikül” adı verilen kemik köklerden geçen pedikül vidaları yerleştirmek ve vidaları yukarıdan aşağı metal plakalar veya çubuklarla tesbit ederek omurları hareketsiz bırakmaktır. İlave olarak eski sistemde olduğu gibi dekortikasyon yapılarak kemik parçaları da yerleştirilebilir. Ameliyat belin arka kısmından yapılan bir kesiyle gerçekleştirilir.

 

• Anterior Lumbar Omurlararası Füzyon:
Bu yöntemde ameliyat ön taraftan yapılır. Karında yapılan bir kesiyle omurganın ön yüzüne ulaşılır, omurlar arasındaki disk çıkartılır ve araya kemik parçası yerleştirilir. Yerleştirilen kemik iki omurun kısa zamanda kaynaşmasını sağlayarak füzyonu gerçekleştirmiş olur. 
 
 
 

• Anterior Lumbar Diskektomi ve Metal Kafesle Füzyon: 
Disklerin dejenere olması omurların birbirine normalden daha yakın hareket etmesine bu da sinirlerin geçtiği “nöral foramen”in daralmasına yol açar. 
                            
Hekiminiz ağrılarınızın nöral foramendeki daralma nedeniyle ortaya çıktığını belirlerse nöral foramenin genişliğini eski haline getirmek ve füzyon oluşturmak için bu ameliyatı tercih edebilir. Bu yöntemde ameliyat karından yapılan bir kesiyle omurganin ön yüzüne ulaşılarak yapılır. Dejenere olmuş disk çıkartılır. Yerine değişik biçimlerde materyallerden hekiminizin uygun göreceği bir kafes yerleştirilir. Bu kafes omurlar arası mesafeyi dolayısıyla nöral foramen mesafesini açarak sinir basısını ortadan kaldırır ve zaman içinde de araya konan kafes kemikleşerek füzyonu sağlar. 
 
• Posterior Lumbar Omurlararası Füzyon:
Bir diğer yöntem önden ve arkadan uygulanan füzyon tekniklerinin birleştirilmesidir. Hem önden hem de arkadan füzyon yapıldığında en sağlam sonuç alınmış olur. Omurlar arasına yerleştirilen kafesle nöral foramenlerin yüksekliği artırılarak sinirler bası altında kalmaktan kurtarılmış olur. 
 
        

 
Rehabilitasyon:
Cerrahi Tedavi Olmaksızın Rehabilitasyon:
Akut başlangıçlı ağrılar için 2-4 hafta arasında değişen fizik tedavi uygulamaları önerilecektir. Uzun süreli kronik bel ağrıları için terapinin 2-3 ay devam etmesi gereklidir. Tedavi ağrınızı azaltacak, hareketliliğinizi ve gücünüzü artıracak, duruşunuzu ve fonksiyonlarınızı düzeltecek biçimde düzenlenir. Aynı zamanda belirtilerinizi nasıl kontrol edeceğinizi ve omurganızı önünüzdeki yaşamınız için nasıl koruyacağınızı öğreneceksiniz. 
Başlangıçta terapistiniz belirtilerinize göre size değişik tedavi yöntemleri uygulayacaktır. İlk öğrenmeniz gereken hareketleriniz, yürüyüşünüz, tırmanışınız, uyumanız vb. aktiviteleriniz sırasında omurga pozisyonlarınızı kontrol etmeniz olacaktır. Ağrınızı azaltmak için terapistiniz size sıcak uygulaması, elektrik uyarımı, ultrasound gibi tedaviler verecektir. 
Ağrılarınız çok şiddetliyse terapistiniz sizi egzersiz havuzunda çalıştırmayı tercih edebilir. Su içinde terapi belinize daha az yük bindirecek ve suyun kaldırma gücü hareketlerinizi kolaylaştıracaktır. 
Masaj ya da bazı yumuşak doku mobilizasyonu gibi elle uygulanan tedavi yöntemleri de kullanılabilir. Bu yöntemler ağrının azaltılıp hastanın rahatlamasına yardımcı olacaktır. Tıbbi uygulama kılavuzları halk arasında “bel çekme” olarak bilinen “spinal manüplasyon” un erken dönemde kullanılabileceğini, akut başlangıçlı bel ağrılarında kısa süreli yararı olacağını belirtmektedir. Spinal manüplasyonun etki mekanizmasının bir tür yeniden düzenleme olduğu; spinal sinirler ve kasların duyarlılığını yeniden düzenleyerek ağrıyı rahatlatıp hareketliliği düzelttiği düşünülmektedir. Uygulama biçimi hastanın omurga eklemlerine değişik pozisyonlarda güçlü uyaran verecek hareket uygulamasıdır. Uygulama sırasında aşırı gerilmenin sağlanmasıyla bir “tık” sesi duyulur. Bilinmesi gereken kronik durumlarda sürekli kullanıldığında uzun süreli yarar sağlamayacağıdır. Öte yandan gerekli tanı konmadan yapılan uygulamalarda ciddi komplikasyonlar da ortaya çıkmaktadır. Bir diğer bilinmesi gereken spinal manüplasyonun eğitimli kişiler tarafından uygulanması gerekliliği ve uygulayıcının bu konuda mutlaka sertifika sahibi olması gerekliliğidir. 
Ağrınız nedeniyle günlük aktivitenizi kısıtlamanız, yatak istirahati yapmanız tavsiye edilebilir. Çok ağrılı durumlarda 2-3 günlük istirahatin gerçekten yararı dokunacaktır. Ancak daha uzun süreli kısıtlamalarda hareketsizliğe bağlı olarak kaslar güçsüzleşip tembelleşir ve bel hareketleri uygun biçimde yapılamaz. Terapistler aktif rehabilitasyon teknikleri kullanarak tembelleşmenin önüne geçerler. Böylesi aktif tedavi yöntemleriyle hastalar ağır hareketleri güvenle yapabilme tekniklerini öğrenirler. Tüm bunlara ek olarak genel sağlık seviyesini yükseltmek ve direnci artırmak üzere aerobik egzersizler verilir. 
Başlıca aerobik egzerizler yürüyüş bandında yürüme, kondisyon bisikletine binme ve yüzmedir. Bu aktiviteler bel ağrısından kaynaklanan stresin engellenmesini ve vücutta “endorfin” maddesinin salgılanmasını sağlar. Endorfin vücudun salgıladığı doğal bir ağrı kesicidir. 
 
 
Aktif tedavi uygulamaları kas fonksiyonlarını daha üst düzeye ulaştırarak günlük aktivitelerin yapılmasını kolaylaştırır. Aktif rehabilitasyon bel ağrısının kronik bir sorun haline gelmesini önleyerek iyileşmeyi hızlandırır. Aktivite olabildiğince hızlı biçimde hastaları eski normal haline döndürür. Aktif tedavi uygulanırken gereğinden hızlı ve ağır egzersizler uygulanmamalıdır. Bu konuda fizyoterapistiniz size yol gösterecektir. Fizyoterapistinizin rehberliğinde belinizi nasıl kullanacağınızı öğrenerek günlük olağan yaşamınıza bir an önce dönebilirsiniz. Terapistiniz size vücut mekaniğiniz hakkında bilgiler verecek, hangi hareketleri en uygun nasıl yapacağınızı gösterecek, varsa yanlış duruş alışkanlıklarınızı düzeltecektir. 
  
Aktif tedavinin yanısıra zaten sınırlı kan akımı olan bel bölgesine giden kan miktarını daha da azaltarak dejeneratif değişikliklerin oluşumunu tetikleyen sigara alışkanlığının da terke dilmesi gereklidir. 
Sonuç olarak hafif egzersizlerle başlayan aktif tedavi programınız terapistiniz tarafından giderek ağırlaştırılarak normal yaşamınıza dönmeniz sağlanacaktır. 
Ameliyat Sonrası: 
Ameliyat sonrası rehabilitasyon biraz daha komplikedir. Geçirdiğiniz ameliyat tipine göre hastaneden aynı gün çıkabilirken, füzyon cerrahisi gibi bazı ameliyatlarda hastanede birkaç gün yatmanız gerekebilir. Hastanede yattığınız dönemde fizyoterapistiniz sizi ameliyattan hemen sonra ziyaret edecektir. Fizyoterapi seansları size  günlük aktiviteleriniz sırasında belinize yüklenmemenizin yollarını öğretecektir. 
  

Cerrahi sonrası nekahat döneminde cerrahınızın bele takılacak korseler konusundaki tavsiyelerine uymalısınız. Ameliyat sonrası ilk haftada belinize yüklenmemek için dikkatli olmalısınız. 
Terapinizin hastane dışında yapılması gerekebilir. Lumbar füzyon ameliyatı geçirdiyseniz cerrahınız aktif rehabilitasyona başlamadan önce 6 hafta ile 3 ay arasında değişen bir süre beklemenizi önerebilir. Aktif tedavi geçirdiğiniz ameliyat ve gösterdiğiniz gelişmeye göre 1-3 ay arasında değişecektir. 
Başlangıçta terapistiniz ağrıyı rahatlatmak ve kas spazmını çözmek için size sıcak veya soğuk, elektrik uyarımı, masaj ve ultrasound uygulamaları yapacaktır. Havuzda yapılacak su içi uygulamalar da cerrahi sonrası son derece yararlıdır. 

 
Gövdenizin ve bacaklarınızın esnekliğini artırmak için egzersizler yaptırılır. Karın ve bel kaslarının güçlendirilmesine başlanır. Hastaya en uygun yatma, oturma, itip-çekme, yük taşıma pozisyonları öğretilir. 
İdeal olanı tümüyle eski halinize dönmenizdir. Ancak gelecekte oluşabilecek bazı problemleri engellemek için bazı hareketlerinizi artık eskiden farklı biçimde yapmayı öğrenmeniz de gerekebilir. 
Tedaviniz rayına oturdukça artık terapistinize sadece danışma amaçlı başvurabilir ve egzersizlerinize evinizde devam edebilirsiniz. 
 

 

Email Telefon İletişim Formu Harita